22 Ağu 2010

Aşk Yalandı da Dostlukta mı Yalan Oldu?

Dost!
Dostluk; iki ayrı bedende tek bir ruhmuş. Senin ruhun benim ruhuma hiç kulak verememiş...

İsmi yeterken huzur vermeye, şimdi nefret var kocaman ölçülmeyen değerlerle. Dost dediğin kişi dostum dediğinin arkasından konuşursa sıradan insanlar ne yapsın, ya düşmanlar! Düşmanım yoktur diye geçinen ben dostu düşman etmişken kendime şimdi oturup insanların yapacakları işkenceleri düşünüyorum işte. Kırlımasın istemediğin kişi şimdi senin neden  bu kadar küçüldüğünü düşünüyor. ( Eski Bir Dosta) Arkamdan konuşacak kadar küçülmediğini düşünsemde gerçek işte, gözümle gördüğüm bir gerçek! Dost sıfatını at bir tarafa insanlığa yakışıyor mu bu? Şimdi o senelerden bir gün geliyor aklıma, o günden otuz dakikalık yada bir saatlik bir telefon konuşması.Telefonu açıp ' efendim A'cim ' dediğimde ' telefonumda o kadar numara varken tek aradığım kişi sensin E.' demen geliyor aklıma. Neden bu kadar sahteydin? Bu kadar yıl beklemen gerekmezdi söyleyeceklerini söylemen için. En azından ' o benim dostumdu tanıdığım bu kadar kişinin arasında o tekti' demezdim yada sana söylenen laflarla silmezdim düşünce sahiplerini, ' haklısınız' derdim ' o öyle biridir der onların yanında olurdum'.

Ağır hasarlar var yüreğimde Dost/çuktan kalan. Sessizliğimi bozmayım istedim, bozdum değişen hiç bir şey olmadı bana sessizdin sadece. Sesini bana duyuramadın. Yargıladığın olaylar senin bana önerdiğin olaylardan ne kadar farklıydı bilmiyorum... Evet bu yönünü atlamışım, dikkat edememişim, umursamamışım yada yakıştıramamışım. Yakıştıramamışım! Hala yakıştıramazdım gördüğüm yazı, duyduğum konuşmaların olmasaydı. Arkandan konuşacak cümlelerim yok sanma o kadar çok şey var ki ama ben sen değilim senin ben olamadığın gibi... Benim seninle paylaştığım şeyleri bir hiç gibi harcaman ne kadar iğrençse benim senin hakkında konuşmam da sana benzemem olacak. Ben sen olmak istemiyorum. Bundan sonra yoksun.

Sorarlarsa öldü derim, eminim bu kadar yakmazdı canımı, gidecek bir mezarın olmasa da...

Öldün, bittin,sonrası yok, olamayacaksın artık...

16 Ağu 2010

Hiçsizlik , Varlık Bir de Sensizlik

Hayatta yiyemeyeceğin kadar büyük lokma götürme abicim ağzına. Genelde bende öyle oldu boyumdan büyük lafların altında ezildim hep... Kendimce verdiğim çoğu kararda geri adım atmak zorunda kaldım. Aslında öyle hemen pes! eden bir karakterim yoktur ama oluyordu işte Hiç istemeden. Engelleyici çok sebebim vardı ' yapmak istediğim fillerde'. İsterdim bir gün yarışçı olmayı, dağ paraşütü yapmayı, dağa tırmanmayı,... bunun gibi tehlikeli ama zevkli bir çok şeyi. Sanırım savaşçı biri değilim ben peste etmem ama savaşmamda elimden bir şey kayıp gidiyorsa ve onun benim olduğuna inanmıyorsam bırakıveririm dönerse senindir hesabı.
Bu hafta bir yere davet edildim. Gitmek istiyorum uzun zamandır göremediklerimi göreceğim ne kadar gerekliler bilmiyorum ama içlerinde değer verdiklerim de var işte. Beni davet eden kişiyi sürekli arayıp beni soranlar mesela.( inş. doğrudur ama sen yalan sölemezsin ki )
Anılar silinsin istiyorum çirkin ve güzel. Hepsi! İstemiyorum hafızamda hiç bir şeyin yer edinmesi. Zaman denen kavram ne menemen bir şeydir ki bir bakmışsın geçivermiş bir de bekliyorsun ki hiç gelmiyor... Beklediğim çok şey var yada beklemediğim.
Hortlamasını istemediğim insanlar gitmek istiyorlarsa tamamen gitsinler. Bende hiç bir iz bırakmasınlar. Kalan ömrümde, geçmişimdekilerle ben başa çıkarım. Zamanı gelir unuturum. Millet egosunu tatmine falan uğraşıyor sanırım. Peki ya ben nasıl tamir edeceğim yıkılan egomu, güvensizliğimi....İnsanlar çok tuhaf abicim. Herkes haklı herkes temiz karşısındaki diğer taraf olunca. Oturuyum da bir düşünüyüm ben neler yaptım demiyor. Yanlışını anlayıp yanlışı için özürdileyenleri yada istemeyerek yapanları anlarım ama bir de ne mal olduklarını bilen kişilerin karşısında birşey yapmamış edasıyla oturup ahkam keserler ya... Utanmazlar birazcık o insanlar işte örtmeye çalışırlar kendilerini bir yerden temize çıkarırlar. Öyle utana sıkıla da değil arsızca yaparlar bunu.
Hata yaptıklarını kabullenemeyen insanlar ne zaman anlarlar hata olduğunu? Yıkılanları kırılanları eskisi gibi yapamamak kılişe bir lafta olsa doğru işte hiç bir şey eskisi gibi olmuyor malesef. Giden hiç bir şey geri gelmiyor. Söylenen cümleler çıkınca tekrar yutulmuyor.
Bu gecelik bu kadar yeter sanırım daha fazla saçmalamayacağım..

5 Ağu 2010

'Tarih tekerrürden ibarettir' nereye kadar?

Geçmişte, tekrar ve gelecekte hep yaşanacaklar... Kimlerin affediciliği ağır basıyorda tükürdüğünü yalıyor yada unutuyor söylenenleri bilmiyorum ama bir taraf son vermeli buna... Üzülmek istemiyorum üzmeyi ise asla! Canım yanıyor artık elimde olmadan da yakıyorum canımı yakan o canları, acımasızca... Ağlayamıyordum ya hani uzun zaman olmuştu gözlerimden iki damla yaş dökülmeyeli şimdi hiç kurumuyor yanaklarım... Bu kuralı önce sen bozdurdun bana... Devamını getirecek kişiler sırasını bekliyormuş zaten. Aramadım yani kimin o yarayı daha çok deşeceğini. Her seferinde 'son yarayı açın ben onu kapatacağım bir daha açılmayacak o yara' desem de en derini kısa bir zaman aşımından sonra tekrar ediyor. Aynı yerden... Yaramın yeri değişmedi hiç Hep aynı yerden açıldı, aynı yerden kan revan içinde, sadece orası.... ilerde bir gün kendime yeni bir yaşam biçimi seçtiğimde o kanattığınız yeri söküp atacağım ki bir daha kanamasın bir daha oradan yaralayamayın beni!
Ben bir parça sevgi istedim dünyayı değil! Onun içindi sanırım sizden çok arkadaşlarımın olması, hayatımda. Şimdi sevgi istemiyorum sizden sevmeyin beni sevgi gösteriniz sonucu oldu sanırım bunların hepsi, Hani beni düşündüğünüz için! Hani kötülüğümü istemediğiniz için!
Bir kimlik var elimde ben küçükken çoktan kaybedilmiş. Aslında hiç benim olamamış, hiç benim olamayacak bir kimlik ... Neydi bu kağıt parçası? Benim için hiç bir değeri olamayan ama işte beni kaybettirendi o kağıt parçası!
Ağlamaklıyım yine...Biraz hayal kırıklığı... Biraz bitmişlik... Biraz hazan, eylül yani,sonbahar yani,ilk ağladığım gün yani, ayaklarımdan birisinin ilk tutup popoma ilk vuruşu....
Özlemlerim hep arttı... Açım evet... Korkak biraz... Ağlamak geldi bugün içimden yolda, otobüste, metroda, yürürken parkta... Bacaklarımın hissizleşeceğini düşünmeden düşseydim bulunduğum yere, düşseydim hani ağlasaydım bağıra bağıra duymasaydı kimse beni, toplanmasaydı etrafımıza n' oldu diye fısıltılar eşliğinde sesler duyacağımı düşünmeseydim. Birisinin çıkıp 'hava alsın rahatlasın biraz' önderliğini yapacağını düşünmeden yapsaydım... Yapamadım... ( Yanımda sen vardın. Sıktım kendimi, sesim gitti. Hasta mısın aşkım? diye sordun. Evet dedim. Küçücük yaşında en çok düşünendin sen beni. Hastaneye götürüyüm mü? dedin. Tamam dedim. Güneş gelince götürüyüm dedin ve sustun.) Birilerinin karşısında ağlamayı yakıştıramadım asla kendime, bu yüzden hep yalnızdım ağlarken.
Dönüp geçmişime baksam, kimin ahını aldım diye. Ah alacak zamanım olmadı ki...
İstenmeyen cümleler sarf edilirken birazcıkta olsa dinseydi ya sızım, şimdi birde o cümlelerin ağırlığıyla mı ezileceğim.
Rüya! Ne güzel öyle istemediğin sahnelerde uyanıp soğuk bir su içiyorsun geçiveriyor her şey. Yaşamasam şu yalan denilen gerçek hayatta... 'Yaşayasım yok işte' diyorum okkalı bir şamar indiriyorum sonra kendime 'Sebebin var'...
Yenilenmek lazım. Bu kadar yalnızlık arasında mı?...