15 Mar 2010

ağaç ve insan

keşke insanlar yüzlerindeki onlarca maskeyi çıkartsada ne olduklarını kim olduklarını anlayabilsek  veya  keşke karşılaştığımız kişinin ne mal olduğu bi film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçse yada bi kişilik bilen makine icat etseler onun bi saç telinden belkide bi damlacık kanından ne olduğu ne kadar zalim olduğu , gaddarlığı , riyakarlığı yada sevgisi , merhameti , şevkati ... birden elimize bir dosya şeklinde veriliverse ... bu örnekleri çoğaltmak mümkün ... hayal işte :) ama bunlar olsaydı olgunlaşabilirmiydik.. gerçekten hayatta insan kötü bişeyler yaşayarakmı olgunlaşıyo bilmiyorum neden mutlu olmak için önce bi bedel ödemek zorundayız anlamıyorum. aslında anlamamak değilde kötü şeyler yaşamak istemiyorum sanırım ..
biliyorum bi ağacın  naısl bi cefayla ayakta durmaya çalıştığını . önce küçücük bir tohumdur, filizlenir, fidan olur, ağaç olur, meyve vermeye başladığı zamanda bitmezki herşey o meyvelerin her birini taşır ve o meyveler dahi ayrı ayrı olgunlaşmayı bekler ağaç onları bırakmak istemez çünkü her birine hayat vermiştir elinden geldiğince tutar zarar görmelerinden korkar belki de... güneşin en kızgın anlarında yalnızdırlar ağacın ayrı ayrı dallarında belkide o yağmurlu ve soğuk gecelerde.. ama olgunlaşırlar işte zman geçtikçe .... insanları hep ağaca benzetirler ya ne kadar haklı bi benzetme .... önce miniciktir ( cenin )bişeye benzemez ,toprak (ana) ona hayat verir , filizlenir  (bebek) fidan olur ( çocukluğa ilk adım ) eğer hayatta tutunabilirse görkemli bir ağaç olur (insan) ve artık meyve verme zamanıdır ( ana/ baba) ..... insan bi gün bu dünyaya ve da etsede arkalarında bıraktıkları onu yaşatır bu yüzden sanırım meyvelerimize iyi bakmalıyız... olgunlaştıklarını anladığımızda kendi ellerimizle bırakalım onları bir huzurla...

4 Mar 2010

Tırnağın etten kalbin vücuttan ayrılma azabı

sevinci ve hüznü bi arada yaşamak nasıl bi şeymiş, öğrendim sayende....
teşekkür ederim ..
sitemim sana değil yaşatılanlara .. neden geç benim için artık diye şaha kalkan isyanlarım birer birer bitiyor sanki  ....
geçen hergün, her saat, her dakika, ne kadar seni bana getirecek olsada bi okadar herşeyin bitişiydi...isyan değil bu yaşanınlan anlar benim için öyle değerliki...
nasıl bişey yaşıyorum bi türlü adını koyamadım ... çok sevmeme rağmen kalan ömrümde yanında olamayacağım içimi çok acıtıyo.....
sahi senin için hiç acıdımı?... nasıl acırdı bi insanın içi hiç tattınmı o duyguyu ?... 
sol tarafında bi sızı hissedersin ama öyle çarpıntı gibi değil sanki göğsüne büyük bi yumruk inmiş gibi göğsüne de değil yüreğine, o yumruk orda kalır ve sızlar öyle bi yaranın üzerine basılan tuz gibi de değil ağır ağır yavaş yavaş sızlar...

hiç başlamayı hayal edemediğim bi oyundaydım .....başrollerdeydik ama mutlu sonla bitmeyecekti öyle her filmde yada masallarda olduğu gibi...
ne kötü, yaşanılası en güzel duyguyu biteceğini bile bile yaşıyorum ama bu da yeter be bu da yeter....
en güzelini yaşıyorum ben, seni görmeden sadece özleyerek, dokunmadan rüyalarımda ismini sayıklayarak ve dua ederek...
öyle güzeldiki o gece....
rüyamda seni gördüğümü hatırlayamasam da  ismini sayıklarak dua ettiğimi ve kalbimi bi huzurun sardığını hissettim sadece...
işte o acının tam tersi oldu....
bedenim öylesine hafiflemiştiki sen olmadan senin yanında olmanın verdiği huzur sardı yatağımı , bedenimi , yüreğimi .... 
hissettiğim o acı da güzel sen olunca içinde.....
ne zman bitecekti o en güzel huzur o yaşanmaması gerken acı....
kalbimin duruşunda .....

ben ölümlü bi sevdaya tutulmuştum ve bitmesi için ölümü bekliyorum ...